ölümü kabul etmek zaten çok zor da, göz göre göre ölümü kabul etmek bambaşka bir seviye
eşiyle mutsuz olan ama idare eden bir kadın, ölene dek o adamla birlikte kalabilir. ama ne zaman ki adam artık sınırı aşan şeyler yapar, kadın tası tarağı toplayıp gider, hayatına yeniden başlar. diyeceğim o ki, bazen "adamın iyice zıvanadan çıkması" yeni bir dönem için gereken tetikleyici olabilir.
bu arada konumuzun evlilikle bir ilgisi yok :)
sinemada jeff'in yaşadığı şeye "statik iç çatışma" deniyor. son zamanlarda bunu yaşadığıma, yaşadığımıza inanıyorum. bağırsak sesimiz neye yarıyor, çözelim desek ne yapacağımızı tam bilemiyoruz. bir "statik iç çatışma" yaşıyoruz dünyayı izleyerek ve bu hepimizi tüketiyor.
Doğal olan normal haktır, normal hukuktur, normal adalettir.
hitchcock'un arka pencere filminde, jeff adında bir adam ayağı alçıda olduğu için pencereden komşularını izleyerek vakit geçiriyor. karşı komşusunun karısını öldürdüğüne inanmaya başlıyor, ama yerinden kımıldayamadığı için sevgilisi lisa, komşu evde yokken delil aramak için onun evine giriyor. +++
utan, utan. utanmayan insan olur mu lan?
artık bundan kurtulmamız lazım. başka bir komşuyu mu ararız, alçıya rağmen koşmaya mı başlarız, ne yaparız onu görücez ama olan biteni oturduğumuz yerden izleyemeyiz artık.
İmamoğlu: Bu davaların asıl savcısına sesleniyorum, korkma gel yarışalım
jeff de pencerenin önünde oturmuş sevgilisinin evi aramsını izlerken birden katil olmasından şüphelendiği komşunun da apartmana girdiğini görüyor. ama bağırsa bağısmaz, kırık ayağından dolayı yardıma koşsa koşamaz. çaresizce her şeyi izlemek zorunda kalıyor. +++